Firak

İnsanı en çok üzen, en çok sevdikleri olur…
Günlerdir uyuyamamanın nedeni bir zamanlar birlikte huzurla uyuduğun kişidir. Şimdi seni deli gibi ağlatan kişi daha önce yüzünü en çok gülümsetendir. Bütün hayallerini yıkan, bir zamanlar en güzel hayalleri birlikte kurduğun kişidir. Seni üzen bir başkası değil aslında, sana en çok zarar veren içinde büyüttüğün sevginin kendisi.
Çok fazla değer verdiğimiz için çok çabuk değer kaybediyoruz.
Bizler aslında acıya aşık oluyoruz.
Canımızı en çok kim yakacaksa gidip onu buluyor, onu seviyoruz…

E.k.

#edebiyat # şiir #turkey

Gelmedi

Gelmedi. Sabaha kadar bekledim sözleştiğimiz yerde, zil zurna sarhoş olmuşum, yığılıp kalmışım evin kapısına. Bir daha da aramadım bunu, O’nun beni aramasını beklemedim dersem yalan olur. Bekledim. En acısı da ne biliyor musun, bu yirmi ikinci pazar, şimdi arasa dese ki, filanca yerdeyim gel. Buradan kalkar giderim. Bu kafayla, bu soğukta, şu üstümdeki gömlekle kalkar giderim. Cam kırıklıklarıyla döşenmiş olsalar da O’na giden yollar, yalın ayak, koşa koşa giderim. En tuhafıda ne biliyor musun? Neden gelmedin felan diyemem. Çok güzelsin derim. Uzatıp ellerimi, bak bu avuçlar bir tek senin adının geçtiği dualar için açıldı râbbe derim..

Hicrana Vuslat

O’nun gidişinin ardından duvara yaslanarak cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Ardından sadece bakmakla yetinde, zaten başka ne söyleyebilirdi ki,Söylenecek her şeyi sevdiğim dediği kadın söylemişti.

Sigarasını içerken O’nun karanlıkta kayboluşunu izledi, sigarasını söndürüp şehrin sokaklarını yavaş yavaş adımlamaya başladı, nere gittiğini bilmeden. Aklında tek bir soru vardı. Neden? Uğruna her şeyi yapacakken neden bir anda böyle yapmıştı. Şehrin sokaklarını adımlarken farkında olmadan , ilk tanıştıkları yere gelmişti . İşte bu sokak lambası altında. Olduğu yere oturup bir sigara daha yaktı. Her çekişte ayrı bir özlem, her çekişte ayrı bir nefret duyuyordu. Saatine baktı vakit hayli geç olmuştu, yağmurda şiddetli bir şekilde yağmaya başlamıştı. Neyse ki yağmuru seviyordu. Yağmurun altında sokağın karanlığında kaybolarak evinin yolunu tuttu. Tekrardan hicran-a dönme vaktiydi.

Artık yeni kararlar alma vaktiydi. Bundan sonra iki yol vardı, ya eski benliğine dönecekti ya da tekrardan bir başka hayata merhaba diyecekti.

Şimdilik vakit ayrılık vaktiydi, vakit hicran-a vuslat vaktiydi..

Vuslat

Yıl 1998 aylardan mayıs. İlkbahar hükmünü geçirmiş artık yerini yaz’a bırakacaktı. İstesem de istemesem de gitmem gereken bir işim vardı. Hayatın verdiği monotonluk ile sürüp geçen zaman, bana bu hayatta yanlız olduğumu üstüme basa basa hatırlatıyordu. Benim de konuşacak derdimi paylaşacak bi limana ihtiyacım vardı. Tüm bunları düşünürken eve yaklaştığımı fark ettim. Evin önünde eşyalarla dolu bir nakliye aracı ve içindeki eşyaları boşaltan insanlar. -Galiba bunlar yeni komşularımız diye içimden geçirdim. Yanlarından geçerken hafif baş selamı vererek kolay gelsin dedim. Tam o anda içerden bir kız çıktı.

-O an kalbim sanki yerinden çıkacaktı. İşte bu yıllardır hasretinden yanıp tutustuğum o beklenen sevgili. O gün ya bir şeylerin başlangıcı ya da bir şeylerin hazin sonuydu , nerden bilebilirdim ki belki de bir bilinmeze vuslattı..

S.y -01

Bazen benim çok kafam karışıyor. Birkaç gün mutlu oluyor ve ardından korkudan perdelerin ardına saklanıyorum. Ardından anında kendimi sabote edecek planlar yapmaya başlıyorum. Ardından ödüyorum her gülücüğün bedelini ki soru bu değildi. “Ben mi üzüleyim onlar mı ölsün?” derken C şıkkı, hiçbiri. Derken Deniz Tekin. Derken Manuş Baba. Derken Nazan Öncel. Derken Ahmet Kaya. Oysa ben bu gece, yüreğim elimde, sana bir sırrımı söyleyecektim. Bi’ dünya sayfa sonra. Gök gürlerken, yağmur evi döverken, ben ardına saklanacak bir perde bile bulamazken. Sustum bugün. Sadece dinledim.

Beni vurdum, beni sizlere vermedim.

Bu da böyle yazılsın.

🍁

Süzülen bu duman kalbinin kara sisidir. Fakat üzülme sevgilim ben hiç geçmemişimdir o sokaktan. Sen bakarken ardımdan ve dur diyemeyecek kadar cesaretsizken, başımı hafif geriye çevirip bakmamışımdır gözlerine. Fakat korkma sevgilim içinde benden kalan iyilikleri alıyorum senden, kötü hatıralar senin yapıtın demek midir bu? Neden insan bir insanı bu kadar suçlar ayrılırken. Hep sen kötü ol istiyorum sevgilim… giden ben olmama karşın. Hep suçlarlar ya kaçanları… kimden kaçıyorum ben ? Senden mi kendimden mi? Neden ayrılık bu kadar acı verirken dahi koşarak sarılamıyorum sana. Kırılmış parçaların batıyor diye mi kalbime ? Öyleyse bir hoşça kal bırakıyorum sana… kanatlarım kırılmış, rüzgara savuruyorum. Mavisini alıyorum semanın siyahını bırakıyorum.

Yolculuk

Uzun bir yolculuk başlar bir bilinmeze. Kalırsın öylece tek başına, sevdiklerin kalır ardında. Yeni bir hayat başlar bir bilinmezde. Sen çekip gittiğini sanırsın aslında kalırsın ama sen anlamazsın. Bu da öyle bir yolculuk işte belki bazı şeylerin başı belkide vakitsiz bir sondur.

Karanlık sokakta iki elim cebimde yürüdüm tıpkı onun kaybolduğu gibi ben de kendimi sokağın karanlık kasvetine vererek karanlıkta kayboldum,gök delinmiş gibi yağmur yağıyordu sanki derdime ortak olur gibi.
Belki bir gün doner diye hep bekledim bekledim bekledim.
Ne dönen oldu ne gelen kendi kendime sığmaz oldum,ben onun için gelecegimden vazgeçtim, gençliğimin en guzel yıllarını ugruna heba ettim, şimdi soruyorum kendime acaba neden güzel günleri bana çok gördü ve ömrüm boyunca da bu sorunun cevabını sanırım bulamayacaktım.

Bu aralar kendimden kaçar oldum, nedenini bilmiyorum, o benden gitti gideli halâ kendime gelemedim o’nun gidişinin altında kaldım. Ve ordan kalkamıyorum, çırpınışlarım boşuna ne yapsam olmuyor. O gitmesine gitti de içimde ki sevgisi gitmedi keşke giderken içimde ki sevgiyide alıp götürseydi. O gitti ben bittim benliğimi kaybettim. Keşke hiç tanımasaydım seni, keşke ölseydin…

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla